Yeşilin ve Sarının Kızı

En son güncellendiği tarih: 2 gün önce

*Müziği dinleyerek okumak daha keyifli oluyor, linki aşağıda :)


Yeşilin, sarının hakim olduğu bir tepelikte gezinen kızın öyküsü bu. Her kaçmak isteyişi hep o tepelikte son bulur. Yine öyle bir gündü. Kendini evden nasıl atacağını bilemedi. Tüm bu yaşananlarla nasıl baş edebilirdi bilemiyordu. Koştu koştu, nefesi yettiğince koştu. Sanki aldığı her nefese meydan okuyormuş gibi. Ona ait olmadığı inancıyla hepsinden kurtulmak istercesine. Sonunda tepeye ulaşmıştı. Yere attı kendini. Haykırdı.


Olmayacağını o da biliyordu. Ama bile bile yaptı, bile bile gitti o yoldan. Evet, işte sonuç. Bir dağın tepesinde buldu kendini. Ağlasa ne değişirdi, haykırsa? Değişmezdi. Ama o ağladı. Yere dizlerinin üstüne çökerek oturdu ve gökyüzüne bakarak ağladı. Yere uzandı. Rüzgar esiyordu. Sakinleşti.


Biri dokundu omzuna. Yavaşça gözlerini açtı ve karşısında duran küçük bir kız çocuğuydu. İki ahlat ağacı vardı orada. Salıncak kuruluydu ve çocuk elinden tutarak salıncağa götürdü onu. Susarak yalnızca gözleriyle konuşuyorlardı. Uzun süre sallandılar. Küçük kız da üzgündü. Ama onun üzülme sebebi daha farklıydı sanki. Ağlıyorlardı. Sallanırken rüzgarın esintisiyle savrulan saçları ve o saçların yüzünde ki yaşlara tutunarak ayrılmak istemeyişi ile gün kararmıştı.


Günün karartısı küçük kıza da tesir ediyordu. Her karanlık onun yüzünde başlıyordu. Bulanıklaştı. Görünemez bir hal aldı. Kim olduğunu anlamak güçtü. Bu yüzden ilk kez konuşmak istedi küçük kızla. Salıncağını durdurdu ve kıza sordu:


– Kimsin sen? Nereden geliyorsun? Ne oldu da bir anda yok olmaya başladın.

Küçük kız:

– Ben senim. Senin iç dünyanım. Ben sana, sen bana baktıkça bu yüzden ağlıyoruz. Farklı görüntüler yansıtan aynayız birbirimize. Kararıyorum, çünkü gün geçtikçe sen de yok oluyorsun. Bu belirsizlik içinde kayboluyorsun. Senin bile kim olduğunu bulman zor.


Başını salıncağın ipine dayadı ve bir süre olanları sindirmeye çalıştı. Küçük bir kız olarak görmüştü içini. Neden? Çocukken yaşadıklarında mı kalmıştı, o günleri tamamlayamamış olması mıydı problem? Yoksa hiçbiri mi? Belki de sadece içi hala çocuklar gibi masum, şen ve mutluydu. Böylelikle duyguları sahip olduğu bulantılarını kusmak istiyordu.


Kızın gidişini seyretti. Ondan gidenler geldi aklına. Aydınlığa çıkabilmenin yolunu aramakta buldu. Kaybettiklerini aramakta. İlk olarak küçük kızı tanımalı, belki de onunla barışmalıydı. Gözyaşlarını sildi ve evinin yolunu tuttu. Bugünü bir şarkıyla ifade etmek gerekirse ona ‘Geçmişe Yolculuk’ denilebileceğini düşündü.


Ben böyle değildim ne zaman kayboldum?

Rüzgarla dans ederdim ne zaman savruldum?

Bir ses duydum geçmis zamandan

Bir ses duydum küçük bir kızdan.


Ve sonra bir karar verdi, Tolstoy’un  İnsan Ne İle Yaşar’ın da dediği gibi,


'Küçük çocuklar gibi olmazsanız, Göklerin Egemenliği’ne asla giremezsiniz.'



Müzik: