Gamsız mı Hayat?

En son güncellendiği tarih: 10 Haz 2019

İçinden geçtiğimiz süreçleri, deneyimlediğimiz duyguları kendimize bile anlatmak zorken, elbette ki başkalarıyla paylaşmak daha da zorlayıcı olabiliyor kimi zaman. Ne olduğunu, neden olduğunu, nereden geldiğini bilmiyorken tarifte edemeyiz ya! İşte öyle. İçimizde bir yerlerde yerini bulmuş, sığınmış, zarar görmek istemeyen, saklanan duygular barındırıyoruz. Onlar orada mutlu gibi. Güvende çünkü. Bizi rahatsız etsede alışkınız onunla yaşamaya, paylaşırsak bilmediğimiz şeylerle karşılaşabiliriz çünkü. En iyisi mi biz bunları kenarda köşede saklayalım. Birde yenileriyle uğraşmayalım şimdi. Sizin için yer kalmadı maalesef, doluyuz canım.

Ama o kenarda köşede var olan hislerin elbette ki bizde birer karşılığı oluyor. Göstermek istiyor kendini, 'Heey! ben buradayım, beni yok sayamazsın' diyor. Bunu kimi zaman 'Kafamı dinlemek istiyorum, bulaşmayın.' cümlesini kurarak, kimi zamansa öfkeli davranışlar sergileyerek fark edebiliyoruz.

Tüm bu duyguların bizde karşılık bulan halleriyle ilgilenmeye çalışırken dışarıdan bir ses, 'Off sende çok melankoliksin yaa!' ya da 'Çok sinirlisin biraz sakin, hayır senin için diyorum sinir hastası olacaksın.' şeklinde bir yorum koymasın mı ortaya.. Bak şimdii. Nereden çıktı bu ses, ben daha içeriden gelen seslerle hem dem olamamışken, bir de bu yorumlara cevap vermeye çalışmak için çaba sarf etmek hepten yoruyor.


Bakın bu yorumlara Candan Erçetin nede güzel bir cevap vermiş,



''Sormayın neden bu durgunluğum

Görmeden kuytu yaralarımı

Sormayın neden bu huysuzluğum

Bilmeden saklı duygularımı''

ve eklemiş..

''Sanmayın biter bu durgunluğum

Sarmadan kuytu yaralarımı

Sanmayın biter bu huysuzluğum

Açmadan saklı duygularımı'' Evet Candan Hanım tam olarak durumu özetlemişsiniz, teşekkür ederiz. Bizde tam olarak bunu demek istemiştik. :)


Neden durgun ya da huysuz davranışlar sergilediğini bilmeden, o kişinin hikayesi hakkında hiç bir fikrimiz olmadan, acımasız yorumlar yapabiliyor ya da bu yorumlara maruz kalan olabiliyoruz.

Saklı duygularımız var bizim. Daha kendimizin bile tanımadığı türden.

Kuytu yaralarımız var, kabuk bağlamamış, hala çok acıyan.

İşte bu yüzden yaralar sarılmadan iyileşme olmuyor.

Saklı duygular açılmadan huysuzluk, durgunluk bitmiyor.


Dolayısıyla, dert anlatmayana 'Dertsiz, kalender' ya da anlatana da 'Güçsüz, çaresiz' etiketlerini yapıştırmayalım.

Çünkü,

''Gamsız hayat, herkese başka sunar garip oyunlarını

Gamsız hayat, herkese başka kurar kahpe tuzaklarını

Gamsız hayat, herkese başka sorar geçmiş hesaplarını

Gamsız hayat, herkesi başka yorar görmez gözünün yaşını'' Hepimiz aynı hayatı paylaşıyor gibi gözüksek de, her birimizin hayatla olan hesabı başka. Hikayelerimiz, deneyimlerimiz farklı. Baş etmekte zorlandığımız geçmiş hesaplarımız var bir kere. En zorlayıcı olanı da bu değil mi zaten? Kapanmamış defterler, yıllardır sürüp giden, artık varlıklarına tahammül edemediğimiz gerçekler. Bir de üstüne üstlük baş etmeye çalışırken önümüze sıra sıra dizilmiş tuzaklar, oyunlar..


İşte bunların her birine verilebilecek olan cevap Candan Erçetin'in ifadesiyle Gamsız Hayat olsa da, ben sade bir şekilde hayat demeyi tercih ediyorum.

Bunları dile getirebilmek zor. İlk olarak saklanan duyguları görünebilir bir noktaya çıkartmak aslında. Onları kabul etmek. Daha sonrasında baş etme cesaretini gösterebilmek. Fakat bu cesaretin getirisi olarak,

Düşmek, yıkılmak, ağlamak, bağırmak, susmak, desteksiz kalmak, tutunamamak, çaresiz kalmak, kalkmaya çalıştıkça tekrar tekrar yere yığılmak...


Her biri bu 'hayat' dediğimiz şeyin bir parçası değil mi bakıldığında? Söylendiği kadar yaşaması kolay olmayan şu şey hani.

Sende yaşayabilirsin tüm bunları izin ver, kızma kendine. İzin ver ki, içinde beslediğin o saklı duygular da dışarı çıkıp kendi yolunu bulabilsin. Kim bilir, belki de sandığın kadar kötü değildir onlar. Bir bakmışsın sarmaşık oluvermiş.


Fakat unutmamak gerek ki, senin sahip olduğun saklı duygular karşındakinde de var.

Neden mi?

İnsanız çünkü..